• +90 212 359 73 45
  • iklimbu@boun.edu.tr

Category ArchiveGÜNCEL YAYINLAR

Bugünden önlem alınmazsa deniz kıyısındaki ülkeleri önemli zararlar bekliyor

2100 yılına kadar dünyadaki ortalama sıcaklıkların 1.5◦C artmasının ortalama deniz seviyesini 52 cm artıracağı öngörülüyor. Eğer sıcaklık artışı 2.0 ◦C olacak olursa deniz seviyesindeki artış ortalama olarak 63 cm’yi aşabiliyor. Bildiğiniz gibi ortalama sıcaklıkların 1.5◦C veya 2.0◦C artışla sınırlanması Paris Anlaşmasının başarılı olmasının ötesinde ancak karbondioksit salımının daha da kısıtlanması ile mümkün hale geliyor. Trump yönetiminin ABD’yi Paris Anlaşmasından çıkardığı düşünülecek olursa mevcut durumda yüzyıl sonu için ortalama sıcaklık artışının 3.0◦C’yi aşması beklenmelidir. Isınma 2◦C’ye tutulmazsa ve yüksek emisyon senaryosunu izlerse (RCP 8.5J14) deniz seviyesindeki yükselmenin ortalamada 86 cm olması mümkündür. RCP 8.5J14 senaryosuna göre deniz seviyesindeki artış 1.8 metreye kadar da yükselebilir ama bu küçük bir ihtimaldir.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı daha sıcak ve daha kurak günler bekliyor

İklim değişikliği, insanlığın geleceğini tehdit eden en önemli sorunlardan biridir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin yayımladığı 5. Sentez Raporu’nda da belirtildiği üzere, iklim sisteminin ısınmış olduğu kesindir. 1950’lerden bu yana iklimde gözlenen değişikliklerin birçoğu on yıllardır, hatta binlerce yıldır eşi görülmemiştir. Atmosfer ve okyanus ısınmış, deniz seviyesi yükselmiş, kar ve buz miktarları azalmış ve sera gazlarının konsantrasyonları artmıştır. İklim değişikliğine bağlı olarak küresel ve bölgesel ortalama sıcaklıklarında artış, yağış rejimlerindeki değişiklikler, ekstrem hava olaylarınının sıklığı ve şiddetinde artış, deniz seviyesinde yükselme gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Su aktarımı ve havza yönetimi ile su erişimi problemlerini çözebilir miyiz?

Nüfusun artması ve yaşam şartlarının değişmesi su-enerji-toprak yönetimini zorlaştırmaya devam ediyor. Yaşanan sorunları aza indirgemek için ise çözümler sunuluyor. Bunlardan biri de havzalardaki suyun kapasitesini arttırma üzerine kurulu L3WC (Land, Water, Wind Watershed Cycle) yaklaşımı. IIASA’dan Julian D. Hunt ve Walter Leal Filho’nun Climatic Change dergisinde yayımlanan makalesi var olan problemleri ve L3WC’nin getirebileceği faydaları açıklıyor. Öncelikle nehir üzerinde tek havzanın olduğu senaryodan (Intrabasin L3WC) bahsediliyor. Bu modelin uygulanması için rüzgâr ile nehrin akış yönlerinin birbirine zıt olması gerekiyor. Bu şart sağlandıktan sonra su ihtiyacı fazla olan ekim alanı havzanın alt yani alçak kesiminde konumlandırılıyor. Ekim alanı gerekli suyu aldıktan sonra bitkilerden buharlaşma ile çıkan nemin rüzgar ile geri havzaya taşınması ile havzada yağışın -dolayısıyla erişilebilir suyun- artırılabileceği belirtiliyor. L3WC’nin su kapasitesini arttırarak hidroelektrik ile elektrik üretimini de artırabileceği kaydediliyor.

Bitki Örtüsü Değişiminin Dünya’nın Enerji Dengesi Üzerindeki Etkisi

Fosil yakıtların kullanımı dışında iklim değişikliğinin en önemli sebeplerinden biri bitki örtüsündeki değişikliklerdir. Bitki örtüsündeki değişiklikler denilince anlamamız gereken ise özellikle tropik bölgelerdeki yağmur ormanlarının yok edilerek yerlerini tarlaların almasıdır. Bitki örtüsündeki diğer değişimler de iklim değişikliğine etki eder ama bu etki tropik kuşaktaki kadar kuvvetli değildir.

Bitki örtüsünün değiştirilmesi, Dünya yüzeyinin güneşten gelen ışığı yansıtma özelliği (albedo) üzerinde etkilidir. Dünya’nın enerji dengesinin değişmesi biyofiziksel süreçlerin değişmesine sebep olurken aynı zamanda bitki örtüsü ve iklim değişimine de bağlı olarak ısınmaya veya soğumaya sebep olabilir. Normalde beklediğimiz, koyu renkli ve yansıtma özelliği az olan ormanlar kesilip yerini daha açık renkli görünen tarlalar aldığında yüzey sıcaklığının azalmasıdır. Ancak özellikle tropik kuşakta yağmur ormanları yapraklarda oluşan terleme yoluyla ısının atmosfere yayılmasına yardım etmektedir. Bu ısı yayılımı yok edildiğinde net sonuç yer yüzeyinin serinlemesi değil daha fazla ısınması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada ağaçların atmosferde emdikleri karbondioksidin azalmasından dolayı oluşacak negatif etkiyi hesaba katmıyoruz.

Paris Anlaşması kapsamında ülkeler tarafından belirlenen katkılar sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yardımcı oluyor mu?

Paris Anlaşması küresel ısınmanın durdurulabilmesi yolunda varılan en önemli anlaşmalardan biri. Çoğu uluslararası anlaşmada olduğu gibi bu anlaşma da ne yazık ki ülkelerin iyi niyetine dayanıyor. Bu iyi niyet çerçevesinde 2015 yılında ülkeler 2030 yılına kadar küresel ısınmanın azaltılması amacıyla neler yapacaklarını belirleyip Birleşmiş Milletler’e sundular. Ancak bu sistemin çalışabilmesi herkesin sorumluluklarını yerine getirmesiyle mümkün. Burada karşımıza çıkan en önemli sorun da bu sorumlulukların nasıl ölçülmesi gerektiği.

Paris İklim Anlaşmasının Biyoçeşitlilik Alanları Üzerindeki Olası Etkileri

İklim değişikliği, küresel ve bölgesel boyutta biyoçeşitlilik için risk oluşturur, çünkü iklim değişikliği, canlı türlerini yaşam alanlarını ve bu alanlardaki dağılımlarını geri dönülmez biçimde etkiler. Her ne kadar yayın organlarında kutup ayılarını görüyor olsak da çok daha yaygın olan birçok bitki ve hayvan için yaşam şartlarının değişmesi ekosistemde büyük zararlara yol açar ve biyoçeşitliliğin kaybolması riskini beraberinde getirir.

Paris İklim Anlaşması, Dünya devletlerinin küresel ısınmayı 2 °C ile sınırlama hedefiyle vardıkları bir anlaşmadır. Bu anlaşma tüm devletlerin küresel ısınmayı durdurma amacıyla verdikleri sözleri yerine getirmesi temeline dayanır. Ancak bu anlaşmanın en zayıf yanı, her ülkenin kendi hedeflerini kendisinin belirlemiş olmasıdır. Dolayısıyla tüm devletlerin verdikleri sözlerin toplamı küresel ısınmayı 2 °C ile sınırlamaya yeterli değildir, bu devletler sözlerini yerine getirseler bile ısınmanın yüzyılın sonuna kadar 2.7 – 3.2 °C aralığında olması bekleniyor. Eğer iklim anlaşması çalışmaz ve ısınma bugün olduğu gibi devam ederse yüzyılın sonunda 4 – 7 °C aralığında olabilir.

Şehir ısı adası etkisi ile şehirler daha sıcak

Şehir Isı Adası kavramı son yıllarda sıkça duymaya başladığımız bir olgudur. Şehrin merkezi hem yüzeyin yapısını değiştirdiğimizden, hem de insanlar bir arada yaşadıklarında atmosfere daha fazla ısı enerjisi saldıklarından dışarıdaki bölgelere göre daha sıcaktır. Montreal, Kanada’daki Quebec Üniversitesi’nden uzmanlar Kuzey Amerika’nın doğu ve orta bölgeleri için bu şehir ısı adasının yarattığı etkiyi modeller ve ölçümleri kıyaslayarak değerlendirmişler.

EGU 2018

Antarktika’daki buz kütlesi hızla kayboluyor

Küresel ısınma devam ettiği sürece dünyadaki buz örtüsünün tamamen yok olması kaçınılmazdır. Özellikle Grönland ve Antarktika’daki kalın buz tabakası tamamen eridiğinde tüm dünyadaki deniz seviyesi bugünkünden 60-80 metre yukarıda olacaktır. Bu erimenin ne zaman gerçekleşeceğini öngörebilmek so derece zor bir problem. IPCC raporları erimenin bu yüzyılın sonuna dek deniz seviyesini bir metre civarında yükseltebileceğini söylüyor. Bu çoğumuzu korkutmasa da önemli bölgeleri neredeyse deniz seviyesinde olan Bangladeş gibi ülkelerle Pasifik’teki ada ülkeleri için hayati önem taşıyor. Bu nedenle bu buzullara neler olacağını öngörebilmek son derece önemli.

21. Yüzyılda Mevsimlerin Uzunluğu

Ülkemizin de içinde bulunduğu Doğu Akdeniz Bölgesi artan küresel ısınmanın etkisi altında ve gelecekte de ısınma ve kuraklaşma etkisinin devam etmesi bekleniyor. Bu etki ise mevsim uzunluklarını değiştirmede etkili olabilir. Yalnız mevsimin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini belirlemekte ciddi anlaşmazlıklar yaşanabiliyor. Yapılan çalışmalardan biri bitki fenolojisini kullanarak mevsim uzunluklarının farklılaştığını bulguluyor. Bu rapora göre son 30-80 yılda yaz dönemi 2-3 gün uzarken sonbahar dönemi 0.3-1.6 gün gecikmiş. Aynı doğrultuda yapılan başka bir çalışmada tarımsal büyüme periyodunun 10-20 gün genişlediği raporlanıyor.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com
Skip to toolbar