• +90 212 359 73 45
  • iklimbu@boun.edu.tr

Category ArchiveGÜNCEL YAYINLAR

Paris Anlaşması kapsamında ülkeler tarafından belirlenen katkılar sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yardımcı oluyor mu?

Paris Anlaşması küresel ısınmanın durdurulabilmesi yolunda varılan en önemli anlaşmalardan biri. Çoğu uluslararası anlaşmada olduğu gibi bu anlaşma da ne yazık ki ülkelerin iyi niyetine dayanıyor. Bu iyi niyet çerçevesinde 2015 yılında ülkeler 2030 yılına kadar küresel ısınmanın azaltılması amacıyla neler yapacaklarını belirleyip Birleşmiş Milletler’e sundular. Ancak bu sistemin çalışabilmesi herkesin sorumluluklarını yerine getirmesiyle mümkün. Burada karşımıza çıkan en önemli sorun da bu sorumlulukların nasıl ölçülmesi gerektiği.

Paris İklim Anlaşmasının Biyoçeşitlilik Alanları Üzerindeki Olası Etkileri

İklim değişikliği, küresel ve bölgesel boyutta biyoçeşitlilik için risk oluşturur, çünkü iklim değişikliği, canlı türlerini yaşam alanlarını ve bu alanlardaki dağılımlarını geri dönülmez biçimde etkiler. Her ne kadar yayın organlarında kutup ayılarını görüyor olsak da çok daha yaygın olan birçok bitki ve hayvan için yaşam şartlarının değişmesi ekosistemde büyük zararlara yol açar ve biyoçeşitliliğin kaybolması riskini beraberinde getirir.

Paris İklim Anlaşması, Dünya devletlerinin küresel ısınmayı 2 °C ile sınırlama hedefiyle vardıkları bir anlaşmadır. Bu anlaşma tüm devletlerin küresel ısınmayı durdurma amacıyla verdikleri sözleri yerine getirmesi temeline dayanır. Ancak bu anlaşmanın en zayıf yanı, her ülkenin kendi hedeflerini kendisinin belirlemiş olmasıdır. Dolayısıyla tüm devletlerin verdikleri sözlerin toplamı küresel ısınmayı 2 °C ile sınırlamaya yeterli değildir, bu devletler sözlerini yerine getirseler bile ısınmanın yüzyılın sonuna kadar 2.7 – 3.2 °C aralığında olması bekleniyor. Eğer iklim anlaşması çalışmaz ve ısınma bugün olduğu gibi devam ederse yüzyılın sonunda 4 – 7 °C aralığında olabilir.

Şehir ısı adası etkisi ile şehirler daha sıcak

Şehir Isı Adası kavramı son yıllarda sıkça duymaya başladığımız bir olgudur. Şehrin merkezi hem yüzeyin yapısını değiştirdiğimizden, hem de insanlar bir arada yaşadıklarında atmosfere daha fazla ısı enerjisi saldıklarından dışarıdaki bölgelere göre daha sıcaktır. Montreal, Kanada’daki Quebec Üniversitesi’nden uzmanlar Kuzey Amerika’nın doğu ve orta bölgeleri için bu şehir ısı adasının yarattığı etkiyi modeller ve ölçümleri kıyaslayarak değerlendirmişler.

EGU 2018

Antarktika’daki buz kütlesi hızla kayboluyor

Küresel ısınma devam ettiği sürece dünyadaki buz örtüsünün tamamen yok olması kaçınılmazdır. Özellikle Grönland ve Antarktika’daki kalın buz tabakası tamamen eridiğinde tüm dünyadaki deniz seviyesi bugünkünden 60-80 metre yukarıda olacaktır. Bu erimenin ne zaman gerçekleşeceğini öngörebilmek so derece zor bir problem. IPCC raporları erimenin bu yüzyılın sonuna dek deniz seviyesini bir metre civarında yükseltebileceğini söylüyor. Bu çoğumuzu korkutmasa da önemli bölgeleri neredeyse deniz seviyesinde olan Bangladeş gibi ülkelerle Pasifik’teki ada ülkeleri için hayati önem taşıyor. Bu nedenle bu buzullara neler olacağını öngörebilmek son derece önemli.

21. Yüzyılda Mevsimlerin Uzunluğu

Ülkemizin de içinde bulunduğu Doğu Akdeniz Bölgesi artan küresel ısınmanın etkisi altında ve gelecekte de ısınma ve kuraklaşma etkisinin devam etmesi bekleniyor. Bu etki ise mevsim uzunluklarını değiştirmede etkili olabilir. Yalnız mevsimin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini belirlemekte ciddi anlaşmazlıklar yaşanabiliyor. Yapılan çalışmalardan biri bitki fenolojisini kullanarak mevsim uzunluklarının farklılaştığını bulguluyor. Bu rapora göre son 30-80 yılda yaz dönemi 2-3 gün uzarken sonbahar dönemi 0.3-1.6 gün gecikmiş. Aynı doğrultuda yapılan başka bir çalışmada tarımsal büyüme periyodunun 10-20 gün genişlediği raporlanıyor.

Negatif salım çözümleri ile gezegenimizin sınırları içinde kalabilir miyiz?

1962’de Rachel Carson Silent Spring (Sessiz Bahar) kitabını yayımladığında belki de insanlığın gelişmesinin doğanın kaynaklarının sınırlarına kadar dayandığını ilk kez gözlerimizin önüne sermişti. Özellikle tarımda kullanılan aşırı gübre ve tarım ilaçlarının doğadaki canlılara verdiği zararları gören kişiler büyümenin sürdürülebilirliği konusuna kafa yormayı hızlandırdılar. Sanırım 1972’de Club of Rome; Dennis ve Donella Meadows, Jorgen Randers ve William Behrens’den daha ne kadar büyüyebileceğimizi ele alan bir rapor istediğinde, ortaya çıkan Limits to Growth’un (Büyümenin Sınırları) aradan geçen bunca yıl sonra bile kıymetini koruyacağını tahmin edemezdi. Ama bu rapor sayesinde büyüme ve gelişme konusuna kafa yoran tüm bilim, iş ve düşünce insanları sınırları belli bir gezegende sınırsız büyümenin mümkün olamayacağının farkına varmışlardı.

İklim-çatışma araştırmaları önyargıyla yaklaşılmış çalışmalar mı?

İklim değişikliğinin en önemli etkilerinden bir tanesi çatışmaları artırmasıdır. Yapılan bazı araştırmalar, iklim değişikliği ile şiddet ve çatışmanın daha şimdiden doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Özellikle Suriye ve Darfur gibi tüm dünyanın gözü önünde meydana gelen ve oldukça uzun sürmekte olan çatışmalar iklim değişikliği-çatışma ilişkisini bilim gündemine de taşımıştır.

Ancak bu tür çalışmalar çeşitli bilim insanları tarafından da eleştirilmektedir. Bu eleştirilerin başında bu çalışmaların temelinde zaten çatışma olan bölgelere yönelik bir önyargı olması bulunur. Yani, bu çalışmalar iklim değişikliği olsun olmasın çatışma çıkmaya hazır bölgeleri temel aldığından çatışmanın gerçek sebebinin iklim değişikliğine bağlı olup olmadığı rahatça anlaşılamamaktadır. Ayrıca, çatışmaların oluştuğu yerlere çok yakın bölgelerde iklim değişikliğinin benzer etkileri görülmesine rağmen toplumların sorunları barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturuyor olmaları da bilimsel yaklaşımla çelişebilen bir durum oluşturmaktadır.

KENTSEL ISI ADASI VE SICAK HAVA DALGALARI ARASINDAKİ ETKİLEŞİM

Sıcak hava dalgaları, insan topluluklarına en çok zarar veren iklim unsurları arasındadır. İklim modelleri sıcak hava dalgalarının sıklığı, şiddeti ve süresinin bu yüzyılda belirgin bir şekilde artacağını öngörmektedir. Kentsel ısı adası etkisi, sıcak hava dalgalarından kaynaklanan ısı stresini daha da şiddetlendirir ve kent sakinleri tarafından daha fazla hissedilmesini neden olur.

Princeton Univesitesi’nden Lei Zhao ve arkadaşlarının Environmental Science Letters dergisinde yayımlanan makalelerinde mevcut iklim ve gelecekteki küresel ısınma senaryoları için ABD’deki 50 şehrin kentsel ısı adası ve sıcak hava dalgaları arasındaki etkileşimlerini incelemek için bir küresel iklim modeli kullanılmış. Elde edilen sonuçlar kentsel ısı adası ve sıcak hava dalgaları arasındaki etkileşimin iklime ve küresel ısınma senaryolarına önemli ölçüde duyarlı olduğunu gösteriyor. Bu duyarlılık davranışının gündüz ve gece arasında farklılık gösterdiği de anlaşılıyor.

Yakın Gelecekte İklim Mülteciliği Artacak

Mülteci dendiğinde aklımıza bir ülkeden bir başka ülkeye göç etmek zorunda kalan insanlar geliyor hep. Oysa göç etmenin çoğumuzun çok daha alışık olduğu bir yöntemi var, aynı ülke içerisinde bir yerden bir başka bölgeye göç etmek. Bugüne kadar bu göçe genelde ekonomik sorunların ya da savaşların yol açtığını düşünürdük. Bugün ise iklim değişikliği önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Artık insanlar ülkenin bir bölgesi iklim değişikliği nedeniyle yaşanamaz hale geldiği için bir başka bölgeye göç etmeye başlıyorlar. Hatta bu tür göç bir ülkeden bir başka ülkeye yapılan göçe oranla çok daha yaygın olmaya başlıyor.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com
Skip to toolbar