• +90 212 359 73 45
  • iklimbu@boun.edu.tr

Category ArchiveGÜNCEL YAYINLAR

Negatif salım çözümleri ile gezegenimizin sınırları içinde kalabilir miyiz?

1962’de Rachel Carson Silent Spring (Sessiz Bahar) kitabını yayımladığında belki de insanlığın gelişmesinin doğanın kaynaklarının sınırlarına kadar dayandığını ilk kez gözlerimizin önüne sermişti. Özellikle tarımda kullanılan aşırı gübre ve tarım ilaçlarının doğadaki canlılara verdiği zararları gören kişiler büyümenin sürdürülebilirliği konusuna kafa yormayı hızlandırdılar. Sanırım 1972’de Club of Rome; Dennis ve Donella Meadows, Jorgen Randers ve William Behrens’den daha ne kadar büyüyebileceğimizi ele alan bir rapor istediğinde, ortaya çıkan Limits to Growth’un (Büyümenin Sınırları) aradan geçen bunca yıl sonra bile kıymetini koruyacağını tahmin edemezdi. Ama bu rapor sayesinde büyüme ve gelişme konusuna kafa yoran tüm bilim, iş ve düşünce insanları sınırları belli bir gezegende sınırsız büyümenin mümkün olamayacağının farkına varmışlardı.

İklim-çatışma araştırmaları önyargıyla yaklaşılmış çalışmalar mı?

İklim değişikliğinin en önemli etkilerinden bir tanesi çatışmaları artırmasıdır. Yapılan bazı araştırmalar, iklim değişikliği ile şiddet ve çatışmanın daha şimdiden doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Özellikle Suriye ve Darfur gibi tüm dünyanın gözü önünde meydana gelen ve oldukça uzun sürmekte olan çatışmalar iklim değişikliği-çatışma ilişkisini bilim gündemine de taşımıştır.

Ancak bu tür çalışmalar çeşitli bilim insanları tarafından da eleştirilmektedir. Bu eleştirilerin başında bu çalışmaların temelinde zaten çatışma olan bölgelere yönelik bir önyargı olması bulunur. Yani, bu çalışmalar iklim değişikliği olsun olmasın çatışma çıkmaya hazır bölgeleri temel aldığından çatışmanın gerçek sebebinin iklim değişikliğine bağlı olup olmadığı rahatça anlaşılamamaktadır. Ayrıca, çatışmaların oluştuğu yerlere çok yakın bölgelerde iklim değişikliğinin benzer etkileri görülmesine rağmen toplumların sorunları barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturuyor olmaları da bilimsel yaklaşımla çelişebilen bir durum oluşturmaktadır.

KENTSEL ISI ADASI VE SICAK HAVA DALGALARI ARASINDAKİ ETKİLEŞİM

Sıcak hava dalgaları, insan topluluklarına en çok zarar veren iklim unsurları arasındadır. İklim modelleri sıcak hava dalgalarının sıklığı, şiddeti ve süresinin bu yüzyılda belirgin bir şekilde artacağını öngörmektedir. Kentsel ısı adası etkisi, sıcak hava dalgalarından kaynaklanan ısı stresini daha da şiddetlendirir ve kent sakinleri tarafından daha fazla hissedilmesini neden olur.

Princeton Univesitesi’nden Lei Zhao ve arkadaşlarının Environmental Science Letters dergisinde yayımlanan makalelerinde mevcut iklim ve gelecekteki küresel ısınma senaryoları için ABD’deki 50 şehrin kentsel ısı adası ve sıcak hava dalgaları arasındaki etkileşimlerini incelemek için bir küresel iklim modeli kullanılmış. Elde edilen sonuçlar kentsel ısı adası ve sıcak hava dalgaları arasındaki etkileşimin iklime ve küresel ısınma senaryolarına önemli ölçüde duyarlı olduğunu gösteriyor. Bu duyarlılık davranışının gündüz ve gece arasında farklılık gösterdiği de anlaşılıyor.

Yakın Gelecekte İklim Mülteciliği Artacak

Mülteci dendiğinde aklımıza bir ülkeden bir başka ülkeye göç etmek zorunda kalan insanlar geliyor hep. Oysa göç etmenin çoğumuzun çok daha alışık olduğu bir yöntemi var, aynı ülke içerisinde bir yerden bir başka bölgeye göç etmek. Bugüne kadar bu göçe genelde ekonomik sorunların ya da savaşların yol açtığını düşünürdük. Bugün ise iklim değişikliği önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Artık insanlar ülkenin bir bölgesi iklim değişikliği nedeniyle yaşanamaz hale geldiği için bir başka bölgeye göç etmeye başlıyorlar. Hatta bu tür göç bir ülkeden bir başka ülkeye yapılan göçe oranla çok daha yaygın olmaya başlıyor.

KÜRESEL ISINMAYI 1.5°C İLE SINIRLAYAN İKLİM SENARYOLARI

Ülkelerin, dünya sıcaklık ortalaması artışının 2100’e kadar 1.5°C’nın altında kalması için gerekli önlemlerin almasını sağlamak amacıyla 2015’te Paris Anlaşması imzalanmıştır. Fakat dünya sıcaklık ortalaması artışını 1.5°C altında tutabilmek için gerekli olan adımlar ayrıntılı olarak tanımlanmamıştır. Atmosfer bilimlerinde 1.5°C sınırını koyabilmek belirli bir sera gazı salımı ve erişilebilecek en yüksek sera gazı oranı hesap edilerek yapılabilir, bunlara RCP (Representative Concentration Pathways) diyoruz. Ancak bu sınırlara toplumların nasıl ulaşacağını belirlemek sosyal bilimcilerle fen bilimcilerin ortak çalışmasını gerektirir. Bu çalışma Ortak Sosyoekonomik Patikalar (Shared Socio-economic Pathways – SSP) belirlenmesini bir başlangıç noktası olarak alır. Bugünden geleceğe insanlığın nasıl ilerleyeceğini belirlemek için beş değişik patika tasarlanmıştır. SSP1 Yeşil Kalkınma paradigmasını kullanır; SSP2 geçmiş kalkınma ile yeşil büyümenin arasında bir yol bulur; SSP3 bölgesel olarak değişiklik gösteren bir kalkınma hedefler; SSP4 coğrafi ve sosyal anlamda eşitsizliklerin arttığı bir kalkınmaya ulaşır; SSP5 fosil yakıtlara dayanan yüksek enerji ihtiyacı çerçevesindeki kalkınma patikasıdır.

DEĞİŞEN İKLİMDE GIDA GÜVENLİĞİ: SERA GAZI AZALTIMI VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE UYUMUN ÖNEMİ

Dünyada 815 milyon insan yeterli besin bulamıyor. 2030 Küresel Sürdürülebilirlik Hedefleri’nden birisi dünyada açlığa son vermek ve gıda güvenliği sağlamak. Bu ise iyi bir yatırım ve planlama gerektiriyor.

İklim değişikliği özellikle gıda tehdidi olan bölgelerde gıda güvenliğini tehlike altına sokuyor. Fakat iklim değişikliğinin gıda güvenliği üzerine etkilerini tam olarak tahmin etmek çok kolay değil. Climatic Change’de çıkan makalede ülkeler seviyesinde, gıda güvenliği ile çeşitli iklim değişikliği ve uyum yatırımı senaryoları arasındaki ilişkisi çalışılmış. Çalışmaların sonuçlarına göre, gıda tehdidinin her salım senaryosunda yükselmesi bekleniyor. Ayrıca gıda güvensizliğinin günümüzdeki coğrafi dağılımının gelecekte de benzer kalması bekleniyor. Örneğin, Sahra Altı Afrika ve Güney Asya’nın gelecekte de ciddi anlamda etkilenmesi bekleniyor. İklim değişikliğine uyum yüksek seviyelerde olursa gıda tehdidindeki yükselme günümüz seviyesinde kalabilir. Ancak, sadece yüksek seviyede uyumun yüksek seviyede sera gazı azaltımı ile beraber olduğu durumda günümüzdeki gıda güvensizliğinin iyileştirilmesi mümkün görülüyor. Bu sonuçlar, iklim değişikliğinin kötü sonuçlarının önüne geçilmesinde ve gıda güvensizliği ile mücadelede iklim değişikliğine uyum ve sera gazı azaltım çalışmalarının önemini vurguluyor.

TOPRAKTA KARBON DEPOLAMA PLANLAMALARINDA AZOT YETERİ KADAR DİKKATE ALINIYOR MU?

Aralık 2015’te, Paris’te, COP 21 sırasında, ‘4 per 1000’ girişimi tanıtıldı. Toprağın ilk birkaç metresinde depolanan karbon atmosferde depolananın birkaç katıdır. Eğer toprakta daha fazla karbon tutulmasını sağlayabilirsek bu iklim değişikliğinin kontrol altına alınmasına da önemli katkı sağlayabilir. Toprağın karbon tutma kapasitesini her sene %0.4 yani binde 4 artıracak olursak bu insanlığın atmosfere saldığı tüm karbondioksidi tutmaya yeter. Toprağın düzgün tarım uygulamalarıyla çok daha fazla karbon tutabileceği bilinen ve bilimsel yöntemlerle ortaya konmuş bir gerçektir. Ancak 4 per 100 girişiminin de dediği gibi, koruyucu tarım uygulamaları ilk 20-30 sene içerisinde daha fazla karbon tutulmasına yardımcı olacaktır. Daha sonra neler olacağı ise hala bir araştırma konusudur.

ORTADOĞU’DA “DAHA NEMLİ SONBAHARLAR, DAHA KURAK İLKBAHARLAR”

İklim bilimcilerin üzerinde hemfikir oldukları konulardan birisi iklim değişikliğinin ekstrem hava olaylarının şiddetini ve sıklığını arttıracak olması; ancak bu ekstrem hava olaylarının mevsimlere göre nasıl dağılacağı ve bölgesel olarak nasıl değişiklik göstereceği üzerinde çalışılan ve çalışılması gereken bir konu. Özellikle yağışlarda oluşacak değişikliklerin araştırılması büyük önem taşıyor; çünkü iklim değişikliğinin yağışları değiştirmesi; kuraklık, su sıkıntısı, tarımsal verimsizlik gibi birçok sorunu da beraberinde getiriyor.

SOLAR JEOMÜHENDİSLİKLE KÜRESEL ISINMAYI 1.5 DERECEDE SABİTLEMENİN İKLİME ETKİLERİ

2015 Paris Anlaşması, iklim değişikliğinin tehlikeli sonuçlarını engellemek için küresel ısınmayı endüstri dönemi öncesine kıyasla 2 derece ile sınırlamayı ve 1.5 derece altında tutmak için de çaba gösterilmesini amaçlamaktadır. Fakat, şu anki sera gazı salım miktarları bu yüzyılın sonundaki küresel ısınmanın 2.6-3.1 derece arasında olacağını göstermektedir, yani 1.5 derece ısınmanın çok uzağında bulunuyoruz. Earth’s Future dergisinde yayımlanan makalede, farklı miktarlarda sera gazı emisyonlarına dayanan farklı senaryolarda, küresel ısınmayı 1.5 derece ile sınırlı tutmak için solar jeomühendislik çözümlerinden biri olan stratosfore aerosol enjeksiyonunun iklime etkisini inceleyen bir iklim modeli kullanılmıştır. Bu bağlamda stratosfere verilmesi düşünülen madde ise kükürtdioksit. Yerden 15-20 km yüksekliğe bırakılan kükürtdioksit güneş ışıklarını yansıtarak dünyanın az da olsa soğumasına yardımcı oluyor.

MS 630 YILINDA DOĞU GÖKTÜRK İMPARATORLUĞU’NUN ÇÖKÜŞÜNDE İKLİMİN ETKİSİ

Göktürk İmparatorluğu’nun sonunu iç çekişmeler ve Çinlilerle savaşlar yanında iklim değişikliği de getirmiş olabilir. Climatic Change dergisinde yayımlanan makalede MS 626-630 yılları arasına ait dünyanın çeşitli bölgelerinden toplanan ağaç halkalarında MS 627-628-629 yıllarını kapsayan kısa süreli ama önemli bir soğuma bulunmuş. MS 626 yılındaki kuraklığın ardından gelen bu üç sert kış geçimini hayvancılıkla sağlayan Doğu Göktürk İmparatorluğunun zayıf düşmesinin nedenlerinden biri olarak görülüyor. Bugün de geçmişte olduğu gibi politik bir olayı sadece iklim değişikliğine bağlamak oldukça güç ama 199-2001 yılları arasında aynı bölgede olan benzer bir olayın Moğolistan’daki besi hayvanlarının %25’inin kaybına neden olduğunu düşünecek olursak problemin büyüklüğü de ortaya çıkıyor. Bu soğumanın nedeni ise MS 536, MS 540 ve MS 547’deki yanardağ patlamaları olduğu düşünülüyor. Ancak MS 660’a kadar süren bu serin dönem yanardağ patlamaları ile atmosfer/okyanus etkileşimi konusunda bilgilerimizi geliştirmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com
Skip to toolbar