• +90 212 359 73 45
  • iklimbu@boun.edu.tr

Isınan bir Gezegen

Isınan bir Gezegen

Okuma süresi 4 dakikadır.

Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin, yazısında küresel iklim değişikliğinin önemli noktalarına değişik bir bakış açısıyla yaklaşmış.

“Isınan bir gezegende eski usullerle güç üretilmeye devam edebilir mi? Spoiler olacak ama hayır. Bunu biraz açmak istiyorum. Bu yazıyı neden yazdığıma gelirsek de, yakın zamanda The Guardian’da çıkan bir haber beni buna itti.

Takip edenler biliyordur, Avustralya bu sene yanıyor. Kıtanın kışında başlayan kuraklık ve ardından gelen sıcak dalgası, kıta tarihinde rekor üzerine rekor kırıyor. Kömür yakmaya bayılan elektrik güç sistemleri de iflasın eşiğine gelmiş durumda. Sorun, iklim değişikliği konularının tamamında olduğu gibi bir çeşit sarmal şeklinde genişliyor. Aşırı sıcaklar elektrik talebini artırıyor, elektrik üreten serbest piyasadaki dev şirketler bu talebi karşılayamıyor, termodinamik elektrik üretim sınırlarını zorluyor, sonuç olarak aynı kapasitenin üretilebilmesi için daha çok kömür yanıyor ve hava daha da ısınıyor.

Bir saniye termodinamik mi?
Evet termodinamik. İklim değişikliği, güç üretimi, iletimi ve termodinamik, bilim çevreleri tarafından tabii ki konuşulan bir konu ama işin aslı ben bu alanın dışında konuşulduğuna pek denk gelmedim. Gerçi yukarıda dediğim haber bile aslında bundan bahsetmiyor ama bende çağrışım için yeterli oldu.

Bilmeyenler için kısa bir özet geçeyim. Termodinamik, enerjinin bir formdan diğerine dönüşümünü inceleyen bilim dalıdır. Bunu da bazı temel kanunlarla özetlemek pek yaygındır. 0, 1, 2 ve 3 olarak numaralandırılırlar. Bu temel kanunlar üzerine popüler kültür içinde pek çok doğrudan ya da dolaylı gönderme bulmak mümkün. Özellikle de Termodinamiğin 2. Kanunu hakkında. Bu konuyu meraklısına bırakıyorum. Kısa bir not, bildiğimiz tüm güç üretme metotları termodinamik kanunlarına bağlı.

Gezegendeki enerjinin çoğunluğunu fosil kaynaklardan sağlıyoruz. Dünya bankası verilerine göre 2015 yılında fosil yakıtların genele oranı %79. Yaklaşık olarak %8’i de nükleer. Fosil ve nükleer güç santralleri bir akışkanı ısıtarak bu yakıtlarla ısıtarak ve sıcak akışkanı türbinden geçirerek güç üretirler. Peki bu sonra bu akışkana n’oluyor. Sıcaklığını ve basıncını kaybeden akışkan tekrar ısıtılarak güç yüklenmek için önce soğutuluyor. Bu soğutmanın türlü yöntemleri var ancak en yaygın olanı fazla ısıyı atmosfere atmak. Bunun yolu da atmosfer ile akışkan arasındaki ısı farkı.

Isı akısının şiddeti sıcaklık farkıyla artar. Hani görmüşsünüzdür, Sibirya’da falan kışın kaynar suyu havaya atarsanız hemen donar. Bu güç santralleri de sıcaklık farkını artırabilmek için akışkanı sıkıştırır. Tam olarak evinizdeki buzdolabının yaptığı şey yani. Ama çok sıcak bir günde aynı şiddeti sağlamak için daha çok sıkıştırmak gerekir ki bu zaten çoğunlukla ya çok maliyetli hale geliyor (sıkıştırma da enerji tüketiyor sonuçta) ya da kullanılan malzemelerin yetersizliğinden dolayı artık mümkün olmuyor.

O kadar da soğumasın canım diyebilirsiniz bu akışkan. Sonuçta yine ısınacak kazandan geçerken. Aynı kural geçerli olduğu için, ısı akısının şiddetinin artması için sıcaklık farkının artması gerekir. Bu durumda ya daha çok yakıt yakarsınız, ya daha uzun ısıtma işlemi uygularsınız ya da yeni teknolojili çözümler bulursunuz. Yukarıda anlattığım durumu aşmak için çok farklı santral çözümleri mevcut. Bu konuda haklarını teslim etmek lazım.

Bu da tamam. İşte aşılabiliyor. Sonuçta insanlar düşünüp çözmüşler bu sorunları. Ancak sorun burada zaten eski santraller, bunlardan kar etmeye çalışan şirketler, insanlar ve bunun bir kısır döngü yarattığına ikna olmayan politika yapıcılar. Avustralya örneğinde olduğu gibi, böyle bir kusur için koca santral kapatılacak değil ya. Yeni teknoloji de pahalı. O zaman en temizi daha çok yakıt yakmak ya da daha yüksek basınçlara çıkmak. Özetle gezegen ısındıkça bu çevrimi verimli yapmak pahalı ve karmaşık hale geliyor.

İyi o zaman güneş, rüzgar bize yeter
O da tam öyle olmuyor. Güneş panellerinin enerji verimliliği de sıcaklıklarıyla doğrudan alakalı. Paneller ısındıkça verimlilikleri düşüyor. Piyasada bulması kolay olan paneller %11-%15 verimlilik arasında çalışıyor. Gelecekte daha verimli olanlarının daha kolay erişilebilir olması muhtemel. Ayrıca sıcaklıktan daha az etkilenen modeller de mevcut. Ama ısınan bir gezegende bunun sürdürülebilir olması güçleşiyor. Ayrıca ısınan bir gezegenin bazı yerleri de çok nemli, bulutlu ve yağışlı olacak.

Rüzgar pek bu işlerden etkilenmiyor gibi duruyor değil mi? Hem de kıyıdan açıkta olanlar. Nasılsa hep rüzgar eser. Bu da pek öyle değil. Termodinamikten en çok etkilenen enerji üretme metodumuz bu sanırım. O pervaneler aşırı iklim olaylarında dönmeye devam edemezler. Aşırı iklim olayları sıklaştıkça da bu pek güvenilemez hale gelirler.

Başka kaynaklar var, biokütle, jeotermal
Doğru başka kaynaklar da ama yine termodinamiğe bağlılar. Isınan bir gezegende çalışmaları güçleşir. Mesela hidrodinamik güçler, barajlar yani. Yağmur rejimleri değişirse çalışamazlar.

Peki sarmal bunun neresinde?
Gezegen ısındıkça hem enerji talebi artıyor, hem güç üretimi zorlaşıyor. Bu ikisi birbirlerini tetiklemeye durmadan devam ediyor. Yazın serinlemeyelim mi yani, çölün ortasında kayak da mı olmasın, peki tropik meyveler, kinoa falan da mı yemeyelim. Tabii yapalım. Aynen böyle devam.

Bu üretim ve tüketimin geçen yılın Kaliforniya yangınlarının müsebbibi oldu (ve daha nicesine tabii ki). Artan talebe dayanamayan aşırı ısınmış elektrik iletim hatları iflas ettiler. Bu şebekeler, endüstri devriminin başlangıcından bu yana 1 ˚C ısınmış gezegenin sıcaklık rekorları kıran günlerinde artan nüfusun klima kullanımı için tasarlanmadılar. Hayır öyle yapıldılar diyen yalan söylüyordur size diyeyim. Sonuçta ormanlar yanıyor, gezegen biraz daha ısınıyor.

Kaynakların gittikçe azalması da cabası. Yeni moda olmuş bir laf var bu sıralar. Ucuz enerji dönemi bitti diye. Bu işe sosyal bir boyut da katıyor. Enerjinin maliyetini dar gelirli hariç kimseye yıkma eğilimi yok. Mesela, artan meyve, sebze fiyatlarının tabii ki tek boyutu enerji değil ama artış içindeki enerji fiyatlarını sadece tüketici ödüyor mesela.

N’apalım yani enerji mi üretmeyelim?
Bu sorunun cevabını kesinlikle içten bir şekilde veremiyorum. Bu sorunun aslında daha geniş bir soruyla karşılığı var. Tamamen sürdürülebilir bir ekosistem inşa edebilir miyiz? Bunun cevabı sanırım başka bir yazıyla verilmeli. Biraz daha termodinamik konuşalım.”

(Yeşil Gazete)

iklimbu

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com
Skip to toolbar