• +90 212 359 73 45
  • iklimbu@boun.edu.tr

Tag Archive t24

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN SEBEPLERİ NELER DEĞİLDİR ? -1

Bu hafta yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. Araya başka konular girse de iklim değişikliğini sulandırmaya çalışıp suçu bizlerden başka kaynaklara atmaya çalışanların argümanlarını ele almaya çalışacağız her hafta. Bu hafta en önemli argümanla başlayacağız: İklim değişikliğinin sebebi güneşteki değişikliklerdir.

Bu konuya cevap verirken size öncelikle basit bir grafik göstereceğiz. Bu grafikte son 160 sene içerisinde dünyanın ortalama sıcaklığındaki değişimi (kırmızı), karbondioksit miktarındaki artışı (mavi) ve güneşten dünyaya ulaşan enerji miktarındaki değişimi (sarı) görebiliriz. Son kırk yıl için karbondioksit miktarındaki artışın sıcaklıktaki artışa ne derece paralel olduğunu şu an için görmemezlikten gelip sadece güneşten gelen enerji miktarındaki değişimle dünyanın sıcaklığındaki değişime bakacak olursak, 1900-1950 yılları arasında dünyada görülen ısınmanın sebebinin güneş mi yoksa karbondioksit artışı mı olduğu tartışılabilir. Bu zaman süresince gerek dünyaya ulaşan enerji gerekse de dünyanın sıcaklığı artmıştır. Ancak 1960 yılından sonra güneşin verdiği enerjideki artış durmuş hatta son 30 yıl içerisinde hafifçe azalmıştır. Buna karşılık dünyanın ortalama sıcaklığı artmaya devam etmektedir. Başka hiçbir kanıta bakmasak bile bu grafik dünyada son 30 senede görülen ısınmanın güneşle alakası olmadığını görmemiz için yeterlidir.

ÇOCUKLARIMIZIN İYİLİĞİ İÇİN…

Çocuklarımızın iyiliği için hepimiz aktivist olmalıyız. Ben bunun için 26 Nisan akşamı Galatasaray’daydım. “Nükleere hayır” diyen grupla her konuda hemfikir olduğumdan değil. Gerçi bugünün Türkiyesi için bana “nükleere ne dersin?” derseniz cevabım o akşam İstiklal Caddesi’nde yürüyen kalabalıklar gibi “Hayır” olur, ama benim “Hayır’ım” onların “Hayır’ından” biraz farklı, bunu da biraz anlatmam gerek sanıyorum.

Öncelikle, dünyanın kaynaklarının yeterli olmamasının temel sebebi insan nüfusundaki aşırı artıştır. Dünya nüfusu 2-3 milyar arasında olsaydı enerji üretmek için ne termik ne de nükleer santrallere gerek kalırdı. Bu sebepten ilk değiştirmemiz gereken davranış biçim kaynaklar sınırsızmışçasına üremektir. Kaynaklar sınırlı ve bizler bugün çocuklarımızın hakkını yiyiyoruz, onların günü gelince yiyecek bir şeyleri kalmayabilir.

FAZLA ISINDIK DİYORSANIZ HAKLISINIZ

Bugün gene Kabataş vapur iskelesinde baktım epey kişi gömlekle oturuyor, o zaman dedim ki “sırf ben değilim havaların fazla sıcak gittiğini düşünen”. Basit bir analiz yapayım dediğimde, karşıma hepimizin algıladığı gerçeklik çıktı (Verileri sağlayan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’ne teşekkürlerimle): 1936-2010 yılları arasında her senenin 8-14 Kasım arasındaki bir haftalık süreye baktığımızda, yaşadığımız bir hafta son 75 senenin en sıcak bir haftası olarak ortaya çıkıyor. Bu haftanın en yüksek sıcaklık ortalaması 21,7 oC en düşük sıcaklık ortalaması ise 14,3 oC. Hem en düşük hem de en yüksek sıcaklıklar bakımından rekorları yaşıyoruz. Hani biliyorsunuz, bu bir de son 1000 senenin en soğuk kışı.

HERHALDE İKLİM VE ÇEVRE İLE İLGİLİ KONULARDAN SORUMLU POLİTİKACI OLMAK ÇOK ZOR!

Bugün gene Kabataş vapur iskelesi ve gene dışarıda gömlekle oturanlar ve siz “ne zaman kış gelecek” diye soruyorsanız, beklentilerinizin yüksek olmamasını öneririm. Neredeyse Aralık ayındayız, daha havalar Eylül gibi gidiyor.

Dün Türkiye Bilimler Akademisi’nin davetiyle bir konuşma veren UNEP’in eski başkanı Klaus Töpfer’i dinlemeye gittim, hem konuşmaları hem de düşüncelerini sizlerle paylaşmak isterim. Önce UNEP’in ne olduğunu anlatmakla işe başlamak gerekiyor sanırım. UNEP – United Nations Environment Program (Birleşmiş Milletler Çevre Programı), Birleşmiş Milletler’in çevre konularıyla ilgili olarak 1972’de kurduğu bir örgüt. Merkezi diğer BM kuruluşlarının aksine Nairobi, Kenya’da. Kuruluş amacı “global çevreyi” dikkatle izleyerek bir çevre politikası mutabakatı oluşturmak ve oluşan sorunları harekete geçilmesi için devletlerin ve uluslararası toplumun dikkatine sunmak. UNEP Dünya Meteoroloji Örgütü ile birlikte 1988’de Devletlerarası İklim Değişikliği Paneli’ni (IPCC) oluşturan iki kuruluştan bir tanesi. Bu görevleri açısından da dünyada çevre dediğimizde aklımıza ilk gelmesi gereken kuruluş UNEP.

TÜM AVRUPA DONARKEN NEDEN HALA GÖMLEKLİYİZ ?

Biliyorum, bugün (07.12.2010) gömlekli değiliz, ama gene de parlak güneşli, çok da serin olmayan bir hava var dışarıda. Batı Avrupa’nın kar altında olduğunu, Polonya’da soğuktan onlarca kişinin öldüğünü duyuyoruz, ama gene de bize şimdilik bulaşmadı bu soğuk hava. İnsan “neden?” diye düşünmeden edemiyor. Hani bu kış son bin yılın en soğuk kışı olacaktı, hani o olmasa son yüz yılın en soğuk kışı olacaktı??

Öncelikle unutmayalım, yaşamakta olduğumuz olgu küresel ısınma değil, küresel iklim değişikliği, yani dünyanın bazı bölgeleri ısınırken bazı bölgeleri de soğuyacak. Bu bilimsel verilerden beklediğimiz bir sonuç. Ayrıca atmosfer ısındıkça atmosferdeki su buharı miktarı da artacağı için yağışların artması da aynı şekilde bilimsel bir sonuç. Ancak tüm bu bilimsel veriler Alp Dağlarının kuzeyi ile güneyi arasında ciddi farklılıklar ortaya koyuyor. Buna göre dünyada Akdeniz Bölgesi, küresel iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek alanların başında geliyor. Bunun sebebini ise yaşadığımız yerden çok uzaklarda aramamız gerekiyor.

BİLİM İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONUSUNDA NE KADAR HEMFİKİR ?

Bu hafta sonunda havalar biraz serinledi de kışa girdiğimizi fark ettik. Kabataş’da deniz kıyısında oturanların sayısında ciddi azalma var, bu da benim bu havaların tüm kış sürmesi ve bol bol kar görmemize dair umudumu arttırıyor.

Bu hafta bir öğrencimin bulduğu iki makaleyi okudum ve benzer zamanlarda yayınlanmış olan bu iki makalenin nasıl olup da böylesi ters bilgiler içerebileceğine şaştım, bunları da sizinle paylaşmak istedim.

İlki Yrd. Doç. Dr. Osman Peker ve Yrd. Doç. Dr. Mustafa Demirci’nin “İklim değişikliğinin bilim ve ekonomi perspektifinden analizi”. Peker ve Demirci temelde “… iklim değişikliği sorununun formülasyonundaki doğal değişkenlik, su buharı, güneş etkisi, aerosoller, bulut oluşumu, okyanus sirkülasyonları, ve iklim geribildirimleri gibi belli başlı belirsizlikler hakkında yeterli veri toplanmadan ve fiziksel süreçler anlaşılmadan politika analizinin temeli olacak güvenilir modeller oluşturmak olanaklı değildir. Nitekim, geleceği tahminde kullanılan hiçbir model bilimsel olarak ispat edilemez ve hiçbiri geçmiş sıcaklıklarda belli düzeltme ve tahminler yapmaksızın tekrarlanması olanaklı görünmektedir…” demektedirler. Yani iklim sistemi içeriğinden dolayı kaotiktir ve bu sebeple de doğru biçimde modellenmesi olanaksızdır ve bu modeller baz alınarak politika oluşturulamaz.

DAHA NE KADAR KİRLETMEYE İZNİMİZ VAR ?

Aslında bu soruya verilecek cevap gayet basit: Zaten yeteri kadar kirletmedik mi?? Daha kirletme iznimizin kaldığını sanmıyorum. Gerek doğayı gerekse de atmosferi kirletme açısından baktığımızda, insanoğlu daha yirminci yüzyılın başlarında kirletme hakkını fazlasıyla kullanmıştı. Ancak burada soruya biraz farklı yaklaşmamız gerekiyor.

Biliyoruz ki bugünkü gidişimizi hiç değiştirmeyecek olursak yakın bir gelecekte küresel iklim değişikliğinin getireceği ağır faturayı ödemek zorunda kalacağız. Ama gene biliyoruz ki bugünkü ekonomik sistem içerisinde iklim değişikliğinin getireceği bedeli ödememek adına yapacağımız değişiklikler bize bugün için ağır bir fatura çıkartacak. Yani, bir yanda eğer bugün ödediğimiz önemli bir fatura, diğer yanda da o faturayı ödemediğimiz takdirde ileride önümüze gelecek çok ağır bir bedel. Bu noktada insan doğası gelecekteki ağır bedeli görmezden gelip bugünkü faturayı ödememe yönünde kafasını kuma sokmayı tercih ediyor. Dolayısıyla da belki sormamız gereken soru, bir yandan bugün ödenmesi gereken faturayı minimize ederken, diğer yandan da gelecekteki iklim değişikliğini ne derecede tolere edebiliriz?

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com
Skip to toolbar